İÇİNDEKİLER:
§ Vekiller yemin etti
§ Öfke..! Hoşgörü… Gururu incinmiş bir toplum,
§ Kıbrıs’ta soykırım anıtı yapmak
§ Sarkozy: "Türkiye'nin Avrupa'da yeri yok"
§ AB: Kapıyı kapatmıyoruz
§ Türkiye, asıl Müslüman olduğu için AB'ye gerekli
§ Barış öpücüğü
§ Bush'a 'aşamalı çekilelim' tavsiyesi
§ DHKP-C´liler tutuklandı
§ Köln’de üç kişiden biri yabancı
***
Vekiller yemin etti
30.11.2006
22 Kasımda yapılan genel seçimlerde parlamentonun Temsilciler Meclisi kanadına seçilen yeni üyeler, yemin ederek göreve başladı.
Meclisin 150 üyesi arasında, üçü kadın dört Türk kökenli milletvekili yer alıyor. İlk kez seçilen Sosyalist Parti'den Saadet Karabulut (31) ile daha önce de milletvekilliği yapan İşçi Partisi'nden Nebahat Albayrak (38), Hristiyan Demokrat Parti'den Coşkun Çörüz (43) ve Demokratlar 66 Partisi'nden Fatma Koşer Kaya (38) da yeni dönemde göreve başladı.
Genel kurulun bugün yapılan ilk toplantısında yemin eden Temsilciler Meclisinin üyelerinden 70'i ilk kez seçildi. Yeni Mecliste kadın temsilci sayısı geçen döneme göre azaldı. Kadın temsilcilerin oranı geçen dönemde yüzde 38,7 iken bu dönemde yüzde 36,7'ye geriledi.
Meclise seçilen yeni temsilcilerin yüzde 80'i yüksek eğitimini tamamlamış. Son yıllarda Meclise seçilen üyelerin geldiği sektörler açısından dağılımına bakıldığında ise iş dünyası ağırlığını artırdı. 1990'lı yıllarda seçilen üyelerin ancak beşte biri bu sektörden gelirken, son seçimlerde bu sayı arttı ve şimdiki meclisin yaklaşık üçte birini iş dünyasından gelenler oluşturdu. İş dünyasından en çok üye, yüzde 50 ile toplam 22 üyesi bulunan Liberal Parti'de yer alıyor. Sosyalist Parti'de ise iş dünyasından gelen temsilci bulunmuyor.
Bu seçimler ile Meclisin yaş ortalaması da gençleşti. Geçen dönemde 47 olan üyelerin yaş ortalaması 45'e düştü.
-YABANCI KÖKENLİ ÜYE AZALDI-
Seçimlerden önce parlamentoda 6'sı Türk kökenli olmak üzere toplam 16 (yüzde 11) yabancı kökenli temsilci bulunuyordu. Bu sayı 22 Kasım seçimleriyle 12'ye (yüzde 8) geriledi.
Daha önce Mecliste yer alan Türk kökenli üyelerden Nebahat Albayrak (İşçi Partisi) Coşkun Çörüz (Hristiyan Demokrat Parti) ve Fatma Koşer Kaya (Demokratlar 66) yeniden parlamentoya girmeyi başardı. Sosyalist Parti'den katılan Saadet Karabulut da Türk kökenli dördüncü üye olarak ilk kez Meclise girdi. Daha önce milletvekili olan Nihat Eski tekrar seçilemezken, Yeşil Sol'dan Nevin Özütok ve Liberal Parti'den Fadime Örgü yeniden aday olmadılar.
Hollanda parlamentosundaki yabancı kökenli Meclis üyelerinin üçte birini Türklerin oluşturmasına karşılık, yabancılar ülke nüfusu içindeki sayılarıyla orantılı olarak parlamentoda yer alamıyor. Merkez İstatistik Bürosu'nun verilerine göre, ülke nüfusunun yaklaşık yüzde 20'sini yabancılar oluşturuyor ve son seçimlerle yabancılardan geçilen temsilci sayısı yüzde 8 düzeyinde kaldı.
Den Haag, Yusuf Bakırcı
***
Mustafa TOGA
Öfke..! Hoşgörü…
Gururu incinmiş bir toplum,
Oy pusulası. Seçimler.
Hollanda’da şu an 450.000’in üzerinde Türk vatandaşı yaşamakta ve bunların 252.000’i Hollanda vatandaşlığına da sahip. Bu sayının 135.000’i ise reşit yaşta ve oy kullanma hakkı var.
ALMA TÜRK’ÜN (MAZLUM) AHINI, ÇIKAR AHESTE AHESTE
Öfkeli ‘Türk’ seçmeni, Hollanda’da ki diğer seçmenler gibi ellerinde oy pusulası hesap soracağı saati bekliyor. Neden mi ? Malûmunuz, sözde Ermeni soykırımını kabul etmeyen üç Türk kökenli politikacının parti yöneticilerince apar-topar aday listeden çıkartılmasının hesabını soracaklar. ‘ Oy kaybedersek bu yüzden kaybedelim’ diyen PvdA lideri Wouter Bos gibilere Türk seçmenlerin belirleyici gücünü gösterecekler….
Derken o gün geldi ve Hollanda’nın 150 sandalyeli parlementosunun yeni üyelerini belirlemek için erken genel seçimler yapıldı. Katılma oranının yüzde 80’in üzerinde gerçekleştiği seçimlerde, merkez sağda yer alan koalisyon partileri (CDA ve VVD) büyük oy kaybına uğradı. Anamuhalefet, Sosyal Demokrat İşçi Partisi (PvdA) ise özellikle de Ermeni soykırımı meselesiyle Türk seçmenleri küstürünce boyunun ölçüsünü aldı ve tabana vurdu.
Erken genel seçimlerde beklenildiği gibi sandıklara yığınlar halinde giden Türkler, Demokratlar 66 partisine bir milletvekili kazandırdılar.
Seçim sonuçları açıklandıktan sonra yuvarlak masa toplantısına katılan parti liderlerinden üçünün suratını gördüm, inanın kıpkırmızı pancar gibiydiler. Üç lider ve üç yarış atı geldi gözümün önüne. Üzerindeki liderlerin günahlarının çokluğundan olacak zor yürüyen bu hayvanların ikisi ileri biri ise onlara inat geri geri gitmeye çalışıyordu. Dedim ki ‘ Allahın sopası yok ki sizlerin gözüne soksun.’
Seçmenin fikir özgürlüğüne, isteklerine,dileklerine ve ihtiyaçlarına karşı vurdum duymaz olan ve kulaklarını kapatan bu liderler seçimlerden bir kaç saat öncesine kadar bol keseden atıyorlardı. Sandık başında halk onlara oylarıyla öyle bir ders verdi ki ‘ eşşekten düşmüşe döndüler.’
SEÇİM SONUÇLARI
CDA’lı Başbakan Jan Peter Balkenende ‘ 44 sandalyeden 41 sandalyeye düştük ama yinede birinci parti olduğumuza şükretmeliyiz’ dedi.
Balkenende kim mi?
Amsterdam Vrije Üniversitesi’nde Hukuk ve Tarih okudu. Amstelveen Belediyesi’nde meclis üyesi olarak görev yaptı. Üniversitede profesör olarak Hıristiyan-Sosyal Düşüncesi üzerine dersler verdi. Önce CDA partisinin mali işlerden sorumlu sözcüsü oldu, sonra adalet ve iç işleri ile ilgilendi.
Parti başkanı olunca kendi çalışma grubunu kurdu ve CDA seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Haziran 2002’de Kraliçe Beatrix, Balkenende’den hükümeti kurmasını istedi. Böylece 1. Balkenende kabinesi kuruldu ama hükümetin ömrü uzun sürmedi. 2003 seçimlerinde yine CDA birinci parti olarak ortaya çıktı ve 2. Balkenende kabinesi kuruldu. Hükümet katı bir ‘göçmen politikası’ ve sıkı bir kemer sıkma politikasına odaklandı. Tabi bu da halkın tepkisine sebep oldu. Mart 2006’da yapılan mahalli seçimlerde en fazla belediyeyi elinde tutan parti ünvanını yitirdi ve tuş oldu. Derken koalisyon ortağı D66, Azınlıklar İşleri ve Entegrasyon Bakanı Rita Verdonk’un, VVD milletvekili ve islâm karşıtı bayan Ayaan Hirsi Ali’nin Hollanda vatandaşlığına geçerken yaşanan usulsüzlükten dolayı pasaportuna el koyunca hükümetten desteğini çekti. Balkenende ikinci kez Başbakan olarak istifa etmek durumunda kaldı. Bir kaç gün sonra erken seçim kararını açıklayan CDA lideri, seçimlere kadar VVD ile 3. Balkenende azınlık hükümetini kurdu. Şimdi; 2006 seçimlerinin sonucuna baktığımızda yine aynı senaryoyu görüyoruz yani, kapıda 4. Balkenende hükümeti gözüküyor. Haydi hayırlısı…
42 sandalyeden 33 sandalyeye gerileyen PvdA’ın parti başkanı Wouter Bos’un ağzını ise bıçak açmıyordu. Kısa bir süre öncesine kadar Hollanda’nın müstakbel başbakanı gözüyle bakılan Bos hiç te rahat değildi. Partisinin büyük başarı kazandığı mahalli seçimlerden sonra yabancı kökenli kendi adaylarının yeterliliğini eleştirmesi ve ardından patlak veren Ermeni soykırımı tartışmalarında Türk seçmenlere rest çekmesi, özellikle yabancılar arasında kendisine dönük ilginin azalmasına sebep oldu.
VVD başkanı Mark Rutte ‘ 6 sandalye kaybettik ve sadece 22 milletvekili çıkartabildik, seçmen bizi muhalefete lâyık gördü’ dedi ve istifa etmeyeceğini bildirdi.
Kendisi bilir. Bundan sonra yapacağı politikada her attığı adıma dikkat eder umarım.
Tabi seçimlerde tüm partiler kaybetmedi, bunların yanısıra elbette kazananlarda oldu.
Mecliste 9 milletvekili bulunan Jan Marijnissen’ın liderliğini yaptığı Sosyalist Parti (SP) tepki oylarının desteğini alınca 25 sandalyeye çıktı.
Bir de yabancı düşmanı olan ve islâma karşı sert politikasıyla tanıdığımız aşırı sağcı Geert Wilders’ın Özgürlük Partisi (PvdV) 9 sandelye kazandı.
Partiler kalıcı, liderler gidicidir. İnşallah bir daha ki seçimlere kadar bu liderler partilerinin başında kalırlar da aynı hataya düşmezler…
***
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5534876.asp?yazarid=148
Mehmet Y. YILMAZ
Kıbrıs’ta soykırım anıtı yapmak
GÜNEY Kıbrıs’ı kasım ayının son haftasında ziyaret eden Ermenistan Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan, Larnaka’da yapılacak "Ermeni Soykırımı Anıtı"nın temel atma törenine katıldı.
Bu anıtın Kıbrıslı Rumların, bir daha Kıbrıslı Türkler ile bir arada yaşamama kararlarının bir sonucu olduğunu düşünüyorum.
Onlar belli ki bütün planlarını bu ayrılık düşüncesi üzerine inşa ediyorlar.
Mümkün olursa Kıbrıs’ın tümüne sahip olmayı, mümkün olmadığı zaman da Türkiye ve Kuzey Kıbrıs’ı dünyadan tecrit ederek kendi başlarına yaşamayı planlıyorlar.
Tersini düşünüyor olsalardı, günün birinde bir arada yaşayacakları komşularını rencide edecek böyle bir davranış içine girmekten de kaçınırlardı diye düşünüyorum.
Kıbrıs’ın Rum kesiminde bir soykırım anıtı yaptırılacağını ilk duyduğumda aklımdan şunları geçirmiştim:
Larnaka’daki anıta konulmak üzere Atlılar, Muratağa ve Sandallar’daki toplu mezarlardan da birer avuç toprak götürülmeliydi!
Kıbrıs’ta bir soykırım anıtı yapılacaksa bu anıt önce Kıbrıs’ta EOKA tarafından yürütülen bir soykırım planının kurbanı olanların hatırasına yapılmalıydı.
Avrupa’da hazır Kıbrıs konusu yeniden gündemin bir numaralı maddesi haline geldiğine göre Kıbrıslı Türklere karşı işlenen insanlık suçlarını da yeniden gündeme getirmekte yarar var.
***
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=464045
Sarkozy: "Türkiye'nin Avrupa'da yeri yok"
Önümüzdeki bahar yapılacak olan Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını resmen açıklayan iktidardaki Halk Çoğunluğu Birliği (UMP) lideri Nicolas Sarkozy, Türkiye'nin Avrupalı olmadığını savunarak müzakerelerin durdurulmasını istedi.
Dün akşam Fransız devlet kanalı France 2'de cumhurbaşkanlığı programını anlatan Sarkozy, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliğine ilişkin, "Türkiye'nin yeri Avrupa Birliği'nin (AB) içinde değil. Türkiye, Küçük Asya'da. Avrupa, Avrupalı devletler için yapıldı." dedi. Türkiye'nin Ankara Protokolü'nü uygulamayı reddederek bir AB üyesi ülkeyi tanımadığını ifade eden Sarkozy, "25 üyeli AB'yi tek taraflı olarak 24 kabul eden bir ülkenin üyeliğini nasıl tartışabiliriz? Bu, müzakere ve kabul edilemez." şeklinde konuştu. Sarkozy, buna karşın AB'nin Türkiye ile iyi ilişkilere sahip olması gerektiğini belirterek, bunun üyelik yerine 'ekonomik ortak pazar' çerçevesinde yapılmasını ve Türkiye'ye 'ayrıcalıklı ortaklık' verilmesini savundu.
Ali İhsan Aydın, Paris
01/12/2006
***
http://www.yeniasya.com.tr/2006/12/01/haber/h2.htm
AB: Kapıyı kapatmıyoruz
Dönem Başkanı Finlandiya: Sekiz başlıkta müzakereleri askıya alma kararı büyük ihtimalle değişecek. AB Dönem Başkanı Finlandiya’nın Dışişleri Bakanı Erkki Tuomioja, AB Komisyonu tarafından alınan “Türkiye ile sekiz başlıkta müzakerelerin askıya alınması”na yönelik tavsiye kararının büyük ihtimalle değişeceğini açıkladı. 11 Aralık’ta yapılacak Dışişleri Bakanları toplantısına kadar muhtemelen değişiklik yapılacağını belirten Tuomioja, “Türkiye’ye kapıların tamamen kapanması söz konusu olamaz” dedi.
Tuomioja, bu yüzden Finlandiya Başbakanı Matti Vanhanen’in bugün Türkiye’ye yapacağı ziyaretin önemli olduğunu belirtti.
CNN Türk’ün sorularını yanıtlayan Finli Dışişleri Bakanı Tuomioja, değişiklikle ilgili ayrıntı vermeyerek hem Türkiye’yi hem de Rumları umutlandırdı. Karar hem Rumlar hem de Türkiye tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Avrupa Birliği Komisyonu, önceki gün Türkiye’nin liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açmaması nedeniyle 35 başlıktan sekizinin müzakerelerinin başlatılmamasını tavsiye etmişti. Komisyon, diğer başlıklarla ilgili müzakerelerin başlatılabileceğini belirterek, kapanış şartını yine limanların açılmasına bağladı.
01.12.2006
***
http://www.milliyet.com.tr/2006/12/01/ekonomi/aeko.html
Bir kampanya ile Benetton'u 20 kat büyüten 'iletişim dâhisi' Toscani:
Türkiye, asıl Müslüman olduğu için AB'ye gerekli
'İletişim dâhisi' kabul edilen Oliviero Toscani, homojen bir Avrupa'ya karşı. Toscani, "Ben Türkiye Müslüman olduğu için AB'ye girmesi gerektiğini düşünüyorum" diyor
Fatoş Karahasan - Fotoğraf: SERKAN ARMAN
Dünyanın en çok tartışılan iletişim sanatçısı Oliviero Toscani, 6'ncı Perakende Günleri'nde konuşma yapmak üzere İstanbul'daydı.
Konuşması öncesinde, Milliyet'e açıklamalarda bulunan Toscani, Türkiye'yi 'büyüleyici' sözcüğüyle tanımlıyor.
Toscani, Türkiye - AB ilişkileri hakkında, "Türkiye çok ilginç bir ülke, bazen korkutucu. Çok büyük, çok farklı. Ben Avrupa'nın parçası olması gerektiğine inanıyorum. Avrupa'ya kaybetttiği enerjiyi ancak Türkiye verebilir" dedi. Toscani, Türkiye'nin asıl Müslüman olduğu için AB'ye gerekli olduğunu düşünüyor.
Toscani'nin kendi mesleğiyle ilgili oldukça 'aykırı' görüşleri var. Planlamaya, ekip çalışmasına, ajans yapısına, 'bugünkü haliyle' pazarlamaya.... Daha birçok şeye inanmadığını söyledi. Toscani'ye göre bütün bunlar, 'yaratıcılığı' engelleyen şeyler. Bu konudaki görüşlerini şöyle dile getirdi:
"Reklamcılıkta planlamaya inanmıyorum. Strateji ve planlama varsa yaratcılık yoktur. Bence pazarlama yaratıcılığın tam tersi. Güvenli ve garantili bir şeyler arandığı için yaratıcı olunmuyor. Pazarlamanın tek faydası, önerdiklerini dinlemek ve tam tersini yapmaktan geçiyor. Pazarlamaya bakıyorum. Gülüyorum. Onlar siyah derse, ben beyaz yapıyorum. Böyle ayrışıyorum. Ajans sistemine de inanmıyorum. Bu kadar çok insan çalıştıran ajanslar işe yaramıyor. Yaratıcılık tek kişinin işidir. O, yeni olan her şeyin korkutucu olabileceğini bilir. Büyük başarılar güven içinde yaratılmaz."
Benetton kampanyasındaki başarısının arkasında 'provokatif' tavrının olduğunu belirten Toscani, şu bilgiyi verdi:
'Kalbimize erişemiyorlar'
"Benetton işi yaptığım diğer işlerden daha yaratıcı değildi. Kışkırtıcı olması çok iyiydi. Dikkat çekti, satışları artırdı. Şirketi 20 kat büyüttü. Reklam kışkırtmıyorsa, paranız boşa gider. Herkes aynı ünlü mankenleri kullanıyor, benzer fotoğraflar çekiyor, birbirini kopya ediyor. Bir komite oluşunca tekdüze sıradan işler çıkıyor."
Toscani, iletişimde en önemli olan unsurun insanların duyguları olduğunu savunuyor. Ona göre politikacıların başarısızlığı da burada. Şöyle diyor:
"Hepimiz yüzde 80 duygu, yüzde 20 mantıktan oluşuyoruz. Pazarlama, kalbimize erişemiyor. Politikacılar mantıkla yaklaşıyorlar. Cesaretleri yok. Bu yüzden trajedileri çözemiyorlar. Güzelliği başka yerlerde aramak lazım. Picasso'dan önce kübizmi kimse düşünemedi medya bize hep aynı imgeleri pompalıyor. Elimde olsa televizyonları ortadan kaldırırdım. Onlardan nefret ediyorum."
'Papa beni takip ediyor!'
TUĞBA TEKEREK
İtalyan reklamcı Oliviero Toscani, "Türkiye şiddet ve lezzetin merak uyandıran bir karışımı" dedi. Benetton reklamları için çektiği çarpıcı fotoğraflarla yıllardır sık sık gündeme gelen ve 1991'de bir rahip ile rahibenin öpüştüğü reklam fotoğrafıyla Vatikan'ın büyük tepkisini toplayan Toscani, Papa'nın Türkiye ziyaretini de şu sözlerle yorumladı: "Papa beni takip ediyor. Dün gece kendisini odamda buldum. Onu odadan çıkarmaya çalıştım! Rahipler komik insanlar."
Perakende toplantısında düzenlenen müzayedede imzasını taşıyan 'Yeni doğmuş bebek' fotoğrafının en ucuza satılan eser olmasına sitem eden Toscani, "Müzayedede bir futbolcu ayakkabısına sanat eserinden çok daha fazla değer verildi. Sanat algılaması değişiyor" dedi. Toscani, Milliyet'in sorularını şöyle yanıtladı:
AB konusuna nasıl bakıyorsunuz?
Türkiye'ye ihtiyacımız var. Homojen olmayan bir Avrupa için gerekli. AB'ye girmesini istiyorum. Müslüman olması ve diğer nedenler yüzünden. En çok e-posta aldığım ülkeler Brezilya ve Türkiye. Türk gençleri çok meraklı.
Türkiye deyince aklınıza ne geliyor?
Şiddet ve lezzetin, geçmiş, bugün ve geleceğin merak uyandıran birleşimi. Çarpıcı renkler, çok fazla gizem. Bir de tarih. Yıllardır kullandığımız 'Türkler geliyor' sözü de var.
Dört yıl önce 'Türkiye'yi en iyi fes simgeler' diyordunuz. Böyle mi düşünüyorsunuz?
İmajı hızla değişiyor. İstanbul giderek Avrupa şehirlerine benziyor. Bunu olumlu bulmuyorum. Aynılaşmaya karşı durmak gerekli. Tamamen bir Avrupa ülkesine benzerseniz hiç ilgimizi çekmezsiniz. Türkiye kendisi olmaktan korkmamalı. Değerlerinizi Avrupa'ya getirmelisiniz.
Inter'in imaj yönetmeni
Toscani, baba mesleğini icra ediyor. İtalya'nın en saygın gazetelerinden Coriere della Sera'nın baş fotomuhabirinin oğlu olan Toscani, Esprit, Chanel, Fiorucci, Prenatal markaları için yarattığı reklam kampanyalarıyla dünyaca ünlü bir yaratıcı yönetmen haline geldi. Moda fotoğraflarıyla tasarım dünyasında son derece saygın bir konuma erişti. 1982-1990 yılları arasında Benetton için yarattığı iletişim çalışmalarıyla, Benetton'u bir dünya markasına dönüştürdü ve dünyanın en çok tartışılan reklamcılarından biri oldu.
Son projesi, Inter takımının imaj yönetimi. Reklamlardan ne kadar nefret ediyorsa, futbola o kadar taptığını söylüyor.
***
http://www.yenisafak.com.tr/gundem/?t=01.12.2006&q=1&c=1&i=17458&Sekülerizm/yükseliyor/dine/çağrı/yapmalıyız
Barış öpücüğü
Katolik ve Ortodoks kiliseleri arasındaki 1054 yılındaki ayrılıktan sonraki en sıcak temas olarak nitelendirilen Aya Yorgi buluşmasında Papa ile Patrik 'kardeşlik kuçaklaşması' adı verilen seromoniyi gerçekleştirdi. Birbirlerine 'barış öpücüğü' veren iki dini lider hristiyanlığın bölünmüş olmasını bir skandal olarak nitelediler
İSMAİL ZELVİ İSTANBUL
Vatikan Devlet Başkanı ve Katolik dünyasının ruhani lideri Papa 16. Benediktus, Fener Rum Patrikhanesi'nde, Aziz Andreas Yortusu nedeniyle düzenlenen ayine katıldı. Patrikhane bahçesinde yer alan Aya Yorgi Kilisesi'ndeki ayin, Fener Rum Patriği Bartholomeos'un saat 09. 00'da kiliseye geçmesi ile başladı. Bartholomeos, Ortodoks kilisesinin kurucusu olduğuna inanılan Aziz Andreas'ı anma yortusu nedeniyle gerçekleştirilen ayini yönetti. Papa 16. Benediktus ise kiliseye saat 09. 45'de çalınan çanlar eşliğinde girdi. Papa'yı kilise kapısında Patrik Bartholomeos karşıladı. Birlikte kiliseye giren Papa 16. Benediktus ile Patrik Bartholomeos, kilisenin ortasında sarılarak öpüştüler. Bu öpüşmenin "Barış öpücüğü" olarak nitelendirildiği öğrenildi. Ardından iki dini lider mesajlarında Hristiyanlığın bölünmüş olmasını bir skandal olarak nitelediler.
RUMCA DUA JESTİ
Patrik Bartholomeos, ayini Patriklik tahtından yönetirken, Papa da misafir tahtına çıkarak Ortodoks geleneklerine göre gerçekleştirilen ayini izledi. Bu arada Papa, ayin sırasında bir ilki gerçekleştirerek Rumca dua okudu. Bu durum, Ortodoks dünyasında büyük bir jest olarak kabul ediliyor.
'KOMİNYON' YEDİLER
Ayinin sonlarına doğru katılan cemaate kutsal yiyecek olarak adlandırılan "kominyon" kaşıkla yedirildi. Yaklaşık 3 saat 40 dakika süren ayinin sonunda Bartholomeos, Papa 16. Benediktus'a bir İncil'i öperek hediye etti. Papa da İncil'i öperek aldı. Bartholomeos, daha sonra Papa'ya bir de kase sundu. Papa ve Patrik ayinin ardından kiliseden birlikte çıkarak, Patrikhane bahçesindeki Vatikan Bayrağı ve Patrikhane flaması asılı kırmızı beyaz güller ve sarı beyaz kasımpatı çiçekleri ile süslü balkona çıkarak buradan ayine katılan Ortodoks ve Katolik cemaati üyelerini selamladılar. Ardından Papa ile Bartholomeos, el ele tutuştular ve ellerini havaya kaldırıp halkı selamladılar. Bu sırada avluda bulunanlar, coşkulu bir şekilde alkışlarken, "Viva Papa" ile "amin" sesleri duyuldu.
PAPA'YA MEHTER MARŞI DİNLETTİ
Papa 16. Benediktus, saat 09. 45'de geldiği Patrikhane'den saat 14. 40'da ayrıldı. Papa'nın ayrılışı sırasında kilise çanları çalındı. Bu arada ayin sırasında Patrikhane yakınındaki evinin penceresine yerleştirdiği kolonlardan mehter marşı yayını yapan bir vatandaş, polisin uyarısı üzerine kolonu pencereden kaldırdı. Öte yandan Papa ve Patrik Bartholomeos'un öğle yemeğinde "deniz levreği" yedikleri öğrenildi.
01.12.2006
***
http://www.milliyet.com.tr/2006/12/01/dunya/axdun02.html
Bush'a 'aşamalı çekilelim' tavsiyesi
WASHINGTON Milliyet
Bush yönetimi ve ABD Kongresi'nin, Irak'la ilgili yeni strateji geliştirmekle görevlendirdiği Baker-Hamilton Komisyonu'nun, gelecek hafta Beyaz Saray'a sunacağı öneriler giderek netleşiyor. Amerikan basınına sızan bilgilere göre, bu öneriler arasında, ABD kuvvetlerinin Irak'tan aşamalı olarak çekilmesi de var.
Irak Çalışma Grubu diye de adlandırılan 10 üyeli komisyon, Beyaz Saray'a sunacağı rapor konusunda, 2.5 gün süren nihai karar toplantısını çarşamba akşamı tamamladı.
'Uzlaşma sağladık'
Cumhuriyetçi ve Demokratik partilerin eşit sayıda temsil edildiği grubun Demokrat eşbaşkanı Lee Hamilton, "Uzlaşma sağladık, raporu 6 Aralık'ta açıklıyoruz" dedi.
Dünkü New York Times gazetesi ise nihai raporda "Irak'taki 15 Amerikan tugayının aşamalı olarak geri çekilmesinin önerileceğini, buna karşın bu geri çekilme planına ilişkin kesin bir takvimin sunulmayacağını" duyurdu. Habere göre, söz konusu geri çekilmenin 2007 yılı içinde başlaması tercihi de raporda ima ediliyor.
Körfez'de kalabilirler
New York Times, toplam asker sayısı 45 ile 75 bin arasında değişebilecek olan 15 tugayın Irak'tan çekildikten sonra ABD'ye mi döneceği, yoksa Körfez'de mi konuşlandırılacağı konusunda raporda net ifadelerin yer almadığını da yazdı.
Irak Çalışma Grubu'nun başkanları James Baker ve Lee Hamilton, komisyon üyelerini nihai rapor hakkında basına konuşmamaları konusunda uyardılar. Buna karşın New York Times haberini, komisyonun çalışmasına katılmış, adı saklı dört ayrı kaynağa dayandırdı. Gazete, bu kaynaklardan bazılarının, raporun önerilerinin Irak'taki gelişmelerin "gerisinde kaldığı" yolundaki kaygısını da aktardı.
***
http://www.hurriyet.de/hurriyet/gundem/index.php?navi=report&&bericht=5099
DHKP-C´liler tutuklandı
ALMANYA´da yasadışı terör örgütü Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) üyesi iki kişi tutuklandı.
Hessen, Berlin ve Baden- Württemberg bölge sorumlusu olan 33 yaşındaki Devrim G. ile 43 yaşındaki Hasan S.´nin, Federal Yargıtay´ın 20 ve 23 Kasım tarihlerinde verdiği karar üzerine tutuklandığı açıklandı.
Tutuklanarak cezaevine konulan iki kişinin de 2002 yılından beri yasadışı terör örgütü üyesi oldukları ve örgütün üst düzey yöneticiliği yaptıkları açıklandı.
Devrim G.´nin örgüt için para toplama ve örgüt elemanlarına eğitmek görevleri üstlendiği, Hasan S.´nin ise eylem düzenleme sorumlusu olduğu belirtildi. Yasadışı terör örgütü üyesi iki kişi ayrıca örgüt için Türkiye silah transferi yapmakla suçlanıyor.
BERLİN
***
http://www.hurriyet.de/hurriyet/gundem/index.php?navi=report&&bericht=5100
Köln’de üç kişiden biri yabancı
KÖLN’de yaşayan her üç kişiden biri göçmen kökenli. Kentte yaşayan 130 bin 100 kişi yabancı pasaport sahibi.
Bunlardan 45 bin 500’ünü Almanya doğumlu ikinci ve üçüncü kuşak yabancılar oluşturuyor. Alman pasaportlu yabancı kökenliler, yabancı pasaportlular ile Almanya’da doğan ve 19 yaşına kadar vatandaşı olduğu ülke ile Alman vatandaşlığı arasında seçim yapmak zorunda olan göçmenlerin sayısı ise toplam 313 bin 386.
FRANKFURT